“Zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü, hem akıl çağıydı, hem aptallık, hem inanç devriydi, hem de kuşku, Aydınlık mevsimiydi, Karanlık mevsimiydi, hem umut baharı, hem de umutsuzluk kışıydı, hem her şeyimiz vardı, hem hiçbir şeyimiz yoktu, hepimiz ya doğruca cennete gidecektik ya da tam öteki yana-sözün kısası, şimdikine öylesine yakın bir dönemdi ki, kimi yaygaracı otoriteler bu dönemin, iyi ya da kötü fark etmez, sadece ‘daha’ sözcüğü kullanılarak diğerleriyle karşılaştırılabileceğini iddia ederdi.”
Kitabın ilk cümlesi. Okudum ve “Eyvah! İçimize işleyecek, nasıl bir romandı bu” dedim. Unutmuşum liseye giderken okuduğum tüm klasikleri. Belki de hatırlıyorum çok derinlerde bir yerlerde ama şimdiki gibi, bu yaşımdaki gibi okumamışım. Gerçekten bazı kitapları farklı yaşlarda tekrar tekrar okumak lazım.
Romanı bitirdiğimdeki huzur ve hissettiğim tek duygu aşk. Sadece bir varlığa karşı değil, yaşama karşı duyulan aşktan da bahsediyorum. O yıllarda böylesine yazılabilmiş bir roman, tek kelimeyle büyüleyici gerçekten.
Birçok kişi eminim ki okumuştur bu kitabı. Hiç olmadı edebiyat öğretmeni tarafından okul yıllarında okuması için sunulan kitaplardan olduğundan bir şekilde özeti okunmuştur ödevi tamamlayabilmek için. Bu sebeplerden akıycıydı, şöyle güzeldi filan diyerek kitabı övmeyeceğim ya da yermeyeceğim. Tek söylemek istediğim okumuş olsanız bile bence tekrar okunması gereken bir roman. İnanmanın ve umut etmenin önemi geçtiğimiz bu zor zamanlarda tekrar hatırlanması gereken şeylerden biri olduğundan, bu romansa bu duyguları okuyucuya çok iyi bir şekilde aktardığından klasikleri okumak isteyenler buyrun bu kitaptan başlayın.
Zaman geçiyor dünya değişiyor biz sabit mi kalıyoruz sanki. Fikirlerimiz değişiyor, gelişiyor her geçen saniye başka bir yanımız evriliyor. Bu sebepten tekrar okuduğunuzda göreceklerinize, fark edeceklerinize, hissedeceklerinize kendiniz bile şaşıracaksınız. Sadece şans verin yeter.